Kültür uygarlıktır. Uygarlığın temeli de kültürdür. Bu döngünün varsıl katmanları uygarlık ve kültür kavramlarının çok derin anlamlarıyla örtüşür. Kültürün tanımları arasında zaman kavramına anlam yükleyen tek asal değer ise kültürel bellektir. Bir başka söyleyişle zaman akıp giden bir olgudur ve bu olgunun farklı coğrafyalarda farklı uygarlıkların varlığıyla anlam kazanır, bu anlam da kültürel mirasla kanıtlanır, tanımlanır. Kültür, uygarlıkların yarattığı uygarlık olarak medeniyet kavramıyla özdeşleşirken bu medeniyetlerinin düzeyini belirleyen kültürel kesişmelerle özgünleşir.
Bu bağlamda kültür, dünya üzerinde insanın evriminin belleğidir. ‘An’lar olarak yaşanan hayatın yüzyıllık bellek katmanları, kültürel tabakaların kesişmelerinde saklıdır. Kültürel Belleğin katmanlarında insan evriminin kesişme alanları olan bu bölümlerin niceliği ve nitelikleriyle anlam bulur. Her katman bir dönem, her dönem bir evrim, her evrim kültürdür. Bellek katmanları, kültürün gelişim sürecinde var olur ve aynı zamanda kültürel belleğin yapı taşını oluşturur. Kültürel bellek, uygarlığı kendi içinde ayrımlar gösteren öznel bölümlere ayırır. Toplum düzeni, sosyal yapı, politik erk, ekonomik sistem, inanç ve özellikle de bütün bu oluşumların yaratısı ve aynı zamanda da kanıtı olarak sanat bu bölümlerin temellerini oluşturur.
21. yüzyılın ilk çeyreğinde sanat, yüzyılların sarsılmaz sistemi içindeki bellek olma, yaratılan bellek katmanlarını yansıtma işlevini korumakta, sürdürmektedir. Uygarlık olarak tanımlanan ülkenin, toplum düzeninin, sosyal yapısının, politik erkinin, ekonomik gücünün ya da güçsüzlüğünün, inancının gösterge değerleri sanatın özüne yansıyarak bellek katmanlarını oluşturur. Doğal olarak bu sistem, toplumların gelişmişlik düzeyini net olarak belirler ve katmanlarının verileriyle de açıkça saptar. Tarih içinde sanat toplumların gelişme düzeylerinin en temel göstergesi olma niteliğini korur. Açıkçası, gelişmiş toplumların sanatsal değerlerinin güçlü olması söz konusuyken gelişmemiş toplumlarda ise sanatsal bellek çöküntüleri kaçınılmazdır.
Önemlisi sanat insanın, uygarlığın göstergesi olarak, kültürü oluşturan bütün temel değerleri sorgulamakta ve hatta yargılamaya alt yapı oluşturacak tartışmalara açmaktadır.
Bu bağlamda insanı tanımlayan bellek sanatı tanımlayan kültürel mirasla kesişerek pekişir. İnsan evriminin yapı taşları, kültürel bellek üzerinden okunarak evrilir. Dünya olarak adlandırılan güneş sisteminin küresi kendi çevresinde ve güneşin çevresinde dönerken insanın çevresinde gerçekleşen oluşumların tarihini sanatla yazar ve kültürel bellekle biçimlendirir. Bu biçimlenme Dünya üzerinde yer alan kara parçalarının ancak birkaç dönemle ve birkaç merkezle belirlenen kültürel belleğine yazılır.
Sanat tarihsel süreçleri aydınlatan verileriyle yüzyılımızın sanatçısının bellek katmanları arasındaki yerini bu nedenle alır. Aslı Özok 21. yüzyılın ilk yarısının sanatçısı olarak bu duyarlığı yapıtlarına İstanbul’dan yansıtmakta ve kültürün tanımı içinde var olan öğelere dokunarak yeni düşünce alanları yaratmaktadır. İstanbul tarihsel kimliğiyle dünya üzerinde birkaç merkezin en önemlilerinden birisidir. Çünkü İstanbul’un tarihi İmparatorluklar Başkenti olarak kültürel belleğe yazılır. Tarihte ilk, orta ve yeniçağ dönemlerinde İmparatorluk merkezi olan kaç kent vardır? Bu sorunun yanıtı İstanbul’u kültürel belleğin en değerli örneği olarak belirlemekle kalmaz aynı zamanda insan evriminin laboratuarı olarak da göstergeler arasına kazandırır. Türk sanatçılarının yüzyıllar süren üretimlerinin önemli değerlere ulaşmasının alt yapısı da bu nitelik olmalıdır.
Bu bağlamda Aslı Özok sanatının yapı taşlarını bu kültürel bellek içinde yapılandırmaya yönelmektedir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinin toplum düzeni, sosyal yapı, politik erk, ekonomik sistem, inanç katmanlarından geçerek İstanbul’un kültürel katmanlarının derinliklerinin kültürel mirasına bakmaktadır. Bu bakış farklı tarihsel süreçleri tanımlayan bellek katmanlarına öykünmenin ötesinde, 21. yüzyılın İstanbul’unda ekonomik ve politik erkin güç değerlerini çözümleme yükünün günceli ve özellikle de tüketimi hedeflemesini irdelemektedir. Kültürü, tarihi bir yana bırakıp, her gün önünden geçip gittiğimiz ve kültürel kesişmeleri dünyanın ve özellikle de kıta Avrupa’sı ve Amerika’nın kültür katmanlarında süzdüğümüz estetik çözümlemelere sanatsal kesişme alanları kazandırmak çabası içindedir. Bu eleştirel yapı içinde insan tarihinin evriminin kanıtları olan sanat katmanlarını Ayasofya’nın figüratif anlatımlarıyla harmanlamakta, karşıtlamakta ve sorgulamaktadır. Statik duruşlarıyla, öyküsel anlatımlarıyla kültürel bellek oluşturan figüratif kompozisyonlar, ikonografinin değişmez değerleriyle katılığın, sorgulamamanın sınırlarını çizen ikonlar tüketim dünyasının ikonlarıyla kesişmektedir.
*Prof. Dr. Kıymet Giray Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı.
“ARINMA”NIN SOYUT-DUYUMSAL AKIŞINDA
Kaya Özsezgin

Resimde yüzeye dağılacak biçimleri, seçilecek eğilime göre örgütleme yöntemleri farklıdır. Bu farklılık sanatçıyı, biçim ünitelerini benzerlik ilişkilerine göre gruplandırmaya yönlendirir. Yüzeye egemen olacak geometrik form örgütlemesinde, dörtgen ve üçgenlerle sınırlandırılmış ya da dairesel kapsayıcı bütünlükle göz önüne alınmış geniş parçalar, onların içini dolduran elemanların benzerlik va yakınlık ilişkilerine göre düzenlenir. Algı psikolojisi bağlamında, resme dışardan bakan göz, sanatçının bu düzenleme biçimini soyutçu biçim mantığının gerektirdiği esaslar çerçevesinde algılar. Sanatçının amacı da onların bu çerçeve içinde kavranması yönündedir. O nedenle Gestaltçı psikoloji, biçim elemanlarının geometrik düzenleme esasları uyarınca toparlanması anlamına gelen bu çabayı sanatın temel tasarım kuralları arasında ön sıraya oturtur.
Nuri Battal’ın resimlerindeki soyut biçimsel paradigmanın dayandığı estetik yapılanmayı, öncelikle bu açıdan görmek gerekiyor.
Çünkü onun resimlerinde yer alan biçim elemanlarının, birbirini izleyerek oluşturduğu geometrik gruplandırma yöntemi, böyle bir paradigmanın oluşum süreçleriyle ilgilidir.
Sanatçının izleyicisine sunduğu biçim kavrayışının gerisinde, doğanın özündeki düzen algısını somutlaştırma eğilimi vardır. Ancak bu çaba, söz konusu düzen algısının doğadan soyutlanmış ve genelleştirilmiş bir içerikle dolu olduğu gerçeği üzerinde temellenmektedir. İfadesini düşlerde ve fantezilerde bulan böyle bir içerik, kaynaklandığı doğa gerçekliğini arılaştırma amacına yönelik olduğundan, tinselliği ve şiirselliği ön planda tutar. İnsandaki saf anlayış yeteneği, görünür olanın arkasındaki anlam yoğunluğunu dışa vurmayı amaçlar. Böylece asıl olanla ayrıntı arasında birbirine dönüşme sonucunda açığa çıkan metafizik bir evren kavrayışı kendini gösterecektir. Zamanın akışı içinde silinip kaybolanı değil, kalıcı olanı bularak onu sanatsal dile aktarmak şeklinde özetlenebilecek bu kavrayış metafizikçi düşünürlerin de ilgi alanına giren konuların başında gelir.
Ancak görsel dil, bu türden bir metafiziği soyutlama tekniği uyarınca kategorize etme ayrıcalığına sahiptir. Nuri Battal da bu gerçeğin farkında olduğundan, onu, görünüş dünyası değil, bu dünyanın soyutçu plandaki anlam sorunu ilgilendirmektedir. O nedenle de boyanın bütünüyle kapatmadığı biçimleri ışık yardımıyla istifleyerek bu anlama keskin göndermeler yapmakta, açık-koyu ayrımlarını öne çıkarmak suretiyle bu keskinliğin vurgu dozunu öne çıkarmaktadır. Yunanca “arınma” anlamına gelen “katharsis” kavramı, onun resimlerinde çağdaş kökenli bir tinsel rahatlamanın kapısını açar. Burada söz konusu kavram, soyut biçimlerin bir araya gelerek ve birbirini haklı çıkararak kurdukları geçirgen ve ağsal doku kapsamındadır. Gerçekten de Nuri Battal, üzerine resim yaptığı muşambanın sıkı dokunmuş kumaşını çözmek istercesine spatülle ya da fırçanın sert ucuyla boya üzerinde oluklar açmakta, bu olukları belli yönlere doğru kanalize etmektedir. Bu teknik, malzemenin alışılmış yapısını bozarak “sui generis” bir yolu sanatçıya açacak olan farklı yöntem arayışının sonucudur. Nuri Battal, bu teknik yöntem aracılığıyla mesajını tinsellik bağlamında derinleştirecek olanakların yolunu da açmış olmaktadır böylece. Nitekim üç yıl kadar kaldığı Japonya’da Uzakdoğu felsefesinin inceliklerinden yeterince etkilenmiş olmakla bilinçaltına işlemiş olan Zen-budist kuramlara yakınlık duymuş olmasının payı yok değildir bunda.
Bütün soyutluğuna karşın, kullanılan biçim gruplarının özellikle ışıktan kaynaklanan içsel dinginliği pekiştirici işlevi, Nuri Battal’da görselliğin ana iletkenidir.
Eleksi renk dokusu, kimi resimlerde doğa gerçekliğinin izdüşümsel motiflerine dönüşebiliyor. Ancak bu dönüşüm, resimlerin tümünü kapsayıcı bir özellik göstermemektedir. Denizin derinliklerinde ışığa doğru kitlesel bir akış yönünde, balık sürülerinin uyumsal devinimini yansıtan bir kompozisyon, bunun tipik örneği olarak alınabilir. Orada balık motifinin gruplandırılmış görüntüsü ve ışığın bu görüntüyle çakışımı, aslında sessiz arınma güdüsüne işaret eder. Örneğin balığın kutsallığını simgeleyen Yunus peygamber, çeşitli mitoslarda, psikanalistlerin de sevdiği bir imge olarak yaşar ve arınma güdüsünü bir başka açıdan temsil eder. Nuri Battal’ın balık imgesine gönderme yaptığı kompozisyon, ışığa koşan tinsel büyüyü böylece bir kez daha karşımıza çıkarmaktadır. Başka çalışmaları da bu tinsel büyünün versiyonları olarak algılanabilir.
Nuri Battal’ın soyut kompozisyonlarında anlamın taşıyıcısı, biçimin kendisinden başka bir şey değildir. Biçime yüklenen bu anlam, biçimin kendisi gibi söylemlere kapalıdır ve sessiz bir bildirgenin üstlenebileceği “anlam”ı kendi içinden türetir. Uzam ve zaman çaprazında buluşan bu anlam dizgeleri, resmin dokunmuş izlenimi yaratan yüzeyinde, merkezden çevreye doğru açılarak genişler. Ama tablonun çerçevesinin başladığı yerde biter bu genişleme; açılan perdenin belli noktalarda duvara çiviyle tutturulması gibi, bu biçimsel açılım da belli noktalarda dizginlenir. İnsandaki içsel iradenin, kendi dışındaki güçlerle hesaplaşarak denge kurmasına benzer bir durumdur bu. Nuri Battal’da bu denge önceden saptanmış olmaktan çok, akışın doğal anatomik yapısıyla paralel yürür ve duracağı yeri bulmaya çalışır. Biçimlerin doğal yapılarından kaynaklanan bir devinim olarak da tanımlanabilir bu suskun gerilim.
Yolunu ve bu yol üzerinde varacağı menzilleri önceden saptamak yerine, bunu biçimlerin doğal akışına bırakması, Nuri Battal’ın izleyicisi açısından beklenen bir olgudur. O nedenle, onun resmine bakarak edindiği izlenimi, içinde canlı tutmak ve yaşatmak ister. Resimdeki bu ölçülü soyut arayış, aslında Nuri Battal’ın kurguladığı renk ve biçim tasarımıyla doğrudan örtüşür ve izleyiciyi tinsel arınma duygusuyla spontan bir buluşmaya çağırır.